Devrim Arabaları

Biliyorsunuz ki geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin uzun bir aradan sonra hayata geçirdiği ve lansmanını yaptığı TOGG yerli otomobil projesinden bahsetmiştik. Proje dünya otomotiv kamuoyu ve Türkiye’de oldukça dikkat çekmiş, gündemde üst sıralara çıkmıştı. Projenin detaylarını size aktarırken geliştirme sürecinde her aşamaya detaylı bir şekilde değinmiştik. Bu konulara değinirken Devrim arabalarından da kısaca bahsetmiştik. Bu yazımızda ise Devrim Arabası projesine yakından bakarak projenin arka planına ışık tutacağız.

 

Her şeyin Başladığı O Gün

Tarihler 15 Mayıs 1961’i gösterdiğinde dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in yaptığı bir açıklama Türk otomotiv sektörünün gidişatını önemli ölçüde değiştirecekti. Merhum Cemal Gürsel; “...Tarımı da yenileyeceğiz, ama sadece ot satarak bir şey elde etmek mümkün değil! Bir gemi dolusu pamuk karşılığında zar zor 7-8 otobüs alabiliriz. Bir gemi dolusu pamuğu kaldırmak için ne kadar çaba harcamanız gerektiğini bilmektesiniz. Bu nedenle sanayi gereklidir. Dengeli bir tempo ile sanayileşmeliyiz. Bu kesin bir gerekliliktir. "Sektörümüz yok mu?" Evet var, ama öyle dağınıklar ki hepsi bir yönde çalışacak şekilde düzenlenmeli. Otomotiv endüstrisi söz konusu olduğunda, modern bir ülke kendi ulaşım araçlarını üretmelidir. Günümüz dünyasında ulaşım araçları ekonomide önemli bir yer tutmaktadır. Kendi ulaşım araçlarımızı üretmeliyiz, kendi araçlarımızla taşınmalıyız. İlk olarak, bazı parçaları yapmak zorundayız; sonra, iyileştirme ile bunların %70-80'ini oluşturmalıyız. Bazı insanlar Türkiye'de otomobil üretmenin imkânsız olduğunu söylüyor. Bu düşünce kara zihinlerin ürünüdür. Türkiye'nin de bizi bu şekilde teşvik eden birçok sanayi kolu var ...” açıklaması ile Türkiye’nin kendi otomobilini üretmesi konusundaki kararlılığını açıkça dile getirdi. O yıl Cemal Gürsel, tüm ülkeden farklı sektörlerde çalışan 24 mühendise, tamamıyla milli olacak bir otomobil üretilmesi talimatını verdi. Otomobilin 1961 yılının 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına yetişmesini de ayrıca talep etti.

 

Geliştirilme Süreci

Bu talimatlar doğrultusunda Ankara’ya gelen mühendisler bir toplantıda bir araya geldi. Başkanlığını dönemin TCDD Genel Müdür Yardımcısı Emin Bozoğlu’nun yaptığı toplantıda, proje somut hatları ile detaylı bir şekilde konuşuldu. Ayrılan bütçe belirlendi ve sonrasında üretim sürecinin ilerleyeceği yer seçildi. Böylece Devrim otomobillerinin doğum yerinin Eskişehir olması kararlaştırıldı. Tasarım çalışmalarının tamamlanmasının ardından üretim süreci Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda (eski adıyla Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş.) başladı. Mühendisler üretim sürecinde farklı gruplar halinde çalıştı. Bu gruplar; Motor-Şanzıman Grubu, Karoseri Grubu, Süspansiyon-Fren Grubu, Elektrik Donanımı ve Döküm İşleri olmak üzere 6 adetti. Program oldukça sıkı ve etkili bir şekilde takip edildi. Otomobilin yapımında kullanılan motor parçalarından koltuk kaplamalarına kadar bütün malzemelerde yerli ürünler kullanıldı. Bunun sonucunda otomobil 129 günlük bir süre içerisinde hazır hale geldi. Bu sürenin 39 gününün proje aşamasında geçtiği varsayıldığında, üretim toplam 90 günde tamamlandı. Sürecin sonunda ikisi krem ikisi siyah renk olmak üzere dört adet prototip otomobil tamamlandı. Bu esnada yöneticiler Devrim otomobilinin seri üretime geçmesi ile ilgili gerekli çalışmaları sürdürüyordu. Seri üretim fiyatı 30 bin lira olarak belirlenmişti.

 

Devrim’in Üretim Bandından İnişi

Tamamlanan otomobiller Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatı doğrultusunda Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmak üzere Ankara’ya doğru yola çıktı. Siyah otomobillerin cilası Ankara yolculuğu esnasında tren içerisinde yapıldı. Buradan sürecin ne kadar hızlı ilerlediği anlaşılabilir sanırım. Lokomotifin yakıt olarak kullandığı kömürden çıkabilecek kıvılcımlara karşı güvenlik önlemi olarak otomobillere azami düzeyde yakıt eklendi. Depoların Sıhhiye’de bulunan Mobil Benzin İstasyonunda tekrar doldurularak otomobillerin tören için Meclis’e gitmesi planlandı. Yolculuğun sonunda otomobiller Ankara’ya ulaştı ve tören için hazırlanmaya başladı. İşte her ne olduysa da bu noktada oldu.

 

29 Ekim sabahı otomobiller tören için plan doğrultusunda Meclis’e doğru yola çıktılar. Oldukça kalabalık bir güvenlik eskortu da otomobillere eşlik ediyordu. Otomobile eşlik eden güvenlik ekibinin yakıt ikmali ile ilgili plandan haberi olmadığı için konvoy benzin istasyonuna uğramadan doğruca Meclis’e gitti. Meclis’in önünde durumun fark edilmesi ile istasyondan benzin getirildi ve acele bir şekilde birinci otomobile kondu. Ancak ikinci otomobile yakıt ikmali yapılacağı esnada Cemal Gürsel Meclis’e gelmişti bile. Geldiği gibi ikinci otomobile binen Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Anıtkabir’e doğru yola çıktı. Fakat otomobil 100 metre ilerledikten sonra aniden durdu. Cemal Gürsel’in otomobili kullanmakta olan Yüksek Mühendis Rıfat Serdaroğlu’na yönelttiği “Ne Oluyor?” sorusuna, Rıfat Bey “Paşam benzin bitti!” yanıtını verdi. Birinci otomobile geçmesi rica edilen Cemal Gürsel, yola birinci otomobille devam etti. Yolun sonunda otomobilden inerken de o meşhur “Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz.” sözlerini söyledi.

 

Peki Akıbeti Ne Oldu?

Devrim otomobillerinin akıbeti tam da Merhum Cemal Gürsel’in sözlerinden tahmin edebileceğiniz şekilde sonlandı. 29 Ekim’de yaşanan bu hadise Türkiye kamuoyunda çok büyük yankı uyandırdı. Gazeteler olayın ertesi günü “Devrim 100 metre gitti ve durdu!” şeklinde başlıklarla otomobili ağır bir şekilde eleştiri yağmuruna tuttu. Öyle ki, otomobil acı bir şekilde yıllarca alay konusu olmaya devam etti. Tüm bu eleştirilere rağmen Devrim oldukça potansiyelli bir otomobildi. Peki neden hiçbir zaman seri üretime geçemedi? Bu sorunun cevabı ile ilgili birçok teori mevcut. Bir teoriye göre, prototiplerin üretim sürecinde takip edilen aşamalar etkili bir şekilde belgelenerek saklanamadı. Bunun sonucunda aynı otomobilin üretilmesi oldukça güç hale geldi. Bir başka teoriye göre, o yıllarda Türkiye’de otomobillere olan talep sınırlıydı. Dolayısıyla yeni bir seri üretim otomobilin Türkiye piyasasında barınması oldukça olanaksızdı. Son olarak bu durumu güçlü otomobil lobisine bağlayanlar da var. Bu teoriye göre, otomobil 29 Ekim döneminde Ankara ve İstanbul’da halka sunuluyor ve seri üretim kararı alınıyor. Ancak karşıt lobi nedeniyle otomobil projesine karşıt propagandalar oluşturularak seri üretime geçilmesi engellenmiş.

 

Yukarıda anlattıklarım sadece teorilerden ibaret olsa da bir gerçeğin değişmediği kesin. Devrim otomobilleri o dönem seri üretime geçmeyi başarsaydı, Türk otomotiv sektörünü çok farklı noktalarda görebilirdik. Günümüzde, o dönemde üretilen Devrim otomobillerini Eskişehir Tülomsaş Müzesi’nde yakından inceleyebilirsiniz. Umuyoruz ki günümüzde oluşturulan projeler ülkemizi birçok alanda tepe noktaya ulaştırabilir. Hep birlikte bekleyip göreceğiz…

 

Yorumlar

  1. İlk yorumu sen yap...

Yorum